
9 Eylül 2008 Salı
16 Temmuz 2008 Çarşamba
Pek yakında. . .

Strange Meeting
It seemed that out of the battle I escaped
Down some profound dull tunnel, long since scooped
Through granites which Titanic wars had groined.
Yet also there encumbered sleepers groaned,
Too fast in thought or death to be bestirred.
Then, as I probed them, one sprang up, and stared
With piteous recognition in fixed eyes,Lifting distressful hands as if to bless.
And by his smile, I knew that sullen hall;
With a thousand fears that vision's face was grained;
Yet no blood reached there from the upper ground,
And no guns thumped, or down the flues made moan.
"Strange, friend," I said, "Here is no cause to mourn."
"None," said the other,
"Save the undone years,The hopelessness.
Whatever hope is yours,Was my life also; I went hunting wild
After the wildest beauty in the world,
Which lies not calm in eyes, or braided hair,
But mocks the steady running of the hour,
And if it grieves, grieves richlier than here.
For by my glee might many men have laughed,
And of my weeping something has been left,
Which must die now.
I mean the truth untold,
The pity of war, the pity war distilled.
Now men will go content with what we spoiled.
Or, discontent, boil bloody, and be spilled.
They will be swift with swiftness of the tigress,
None will break ranks, though nations trek from progress.
Courage was mine, and I had mystery;
Wisdom was mine, and I had mastery;
To miss the march of this retreating world
Into vain citadels that are not walled.
Then, when much blood had clogged their chariot-wheels
I would go up and wash them from sweet wells,
Even with truths that lie too deep for taint.
I would have poured my spirit without stint
But not through wounds; not on the cess of war.
Foreheads of men have bled where no wounds were.
I am the enemy you killed, my friend.
I knew you in this dark; for so you frowned
Yesterday through me as you jabbed and killed.
I parried; but my hands were loath and cold.Let us sleep now . . ."
_Wilfred Owen (1893-1918)
DELİ GÜCÜK : SON SAAT
Yazar: Murat BAŞEKİM
Çizer: Korkut ÖZTEKİN
9 Ocak 2008 Çarşamba
Günün İncileri

- *Pek çok sözde "tarihi" filmde Orta Çağ savaş meydanının çirkin yüzü gizlenir. Eğer filmimiz fazlasıyla aile-dostu ise kahramanlar kılıçlarla birbirine VURUR, kesmez. (bkz. LoTR, Kingdom of Heaven vs.) Darbeyi yiyen de anında devriliverir. Kılıçları ile düşmanı döven kahramanın yüzünde biraz kir, biraz da sembolik kan olur (3 damla)
Şimdi ben her film kurban bayramında Türkiye caddeleri gibi olsun demiyorum ama kaynak materyale de biraz saygı göstermek lazım değil mi? Bu bağlamda yine en gerçekçi savaş meydanı tasvirini Braveheart'da buluyoruz. TV'de izlediğiniz ehlileştirilmiş montajını boşverin ve DVD'den Battle of Stirling ve Battle of Falkirk sahnelerini izleyin. 14. Yüzyılda henüz ortalıkta değildim ama kalıbımı basarım bu savaşlar aşağı yukarı böyle oldu. Blood & Guts, baby!
*Bir diğer yanılgı da kılıcını ihtişamlı bir metalik çınlama ile kınından çıkaran kahraman nosyonudur. Eğer kılıçları kınlarından çıkardıkları her seferde böyle bir sürtünme olsaydı o kılıçlarla nasırlarını bile törpüleyemezlerdi. Hayır, kınların içinde bugünkü tabirle "tül" diyebileceğimiz ince bir bez doku var ve bu, kılıcın kına sürtünerek körelmesini engelliyor. Maalesef çın yok!
- Bugün doğanlar için isim önerileri:
Erkek: Boleslaw(Slavic), Gregorius (Byzantine), Uhtred (Saxon)
Kız: Isolde (Germanic), Heloise (Frank) , Eglantyne (Norman)
- *Bugün ne pişirelim?
Blood Pudding:
Özellikle manastırlarda kış gelmeden önce büyük baş hayvanlar kesilir ve -söylemeye gerek yok- hayvanın etinden sütünden ve muhtemelen 17.yy sonuna dek devam eden bir uygulama ile KANINDAN faydalanılır. Bir fıçıda toplanan kan koyulaşıncaya kadar kaynatılır ve içine isteğe bağlı olarak tatlı patates, yulaf ya da ekmek atılır. Manastırın avlusunda bir saat kadar soğumaya bırakıldıktan sonra servis edilir ve afiyetle yenir.
- Tarihte Bugün:
9 Ocak 536- Bizans İmparatoru Zeno, o dönemki adıyla Constantinopolis'den kaçmak zorunda kaldı.
9 Ocak 1431- Arc'lı Joan'ın (Jan Dark olarak biliriz) duruşması Rouen'de başladı, tabii o günlerde İngiliz işgalindeki Fransa'nın merkeziydi burası.
- Bunları biliyor muydunuz?
"Viking" kelimesi herhangi bir grup insanı anlatan bir isim değildir. "Viking" kelimesi belli bir ırkı anlatan bir sıfat da değildir. "Viking" kelimesi bir fiildir. "Talan etmek, yağmalamak, yakmak-yıkmak" anlamına gelir.
Örnek cümle: Let's go viking! ("Let's go shopping", "Let's go swimming" gibi)
Bu yağmacılar kendilerine asla Viking demezdi. Bu terim çok sonraları, muhtemelen 200 yıl sonra eklenmiş birşey. O dönemde onları çağırmak isterseniz "Dan" ya da Northmen-Norsemen-Norman derdiniz. (ama niye onları çağırmak isteyeceğinizi tahmin edemiyorum)
- Viking demişken, popüler kültürde betimlenen o altın saçlı, kürk donlu, boynuz miğferli azgın savaşçı stereotipi de baştan sona yanlış. Kürk donu bilemem ama hiçbir Danimarkalı'nın boynuzlu miğfer takmak isteyeceğini zannetmiyorum. Düşmanın kılıcını şöyle bir savurup o boynuzları ittirivermesiyle kafadan düşecek bir miğferi kim ister ki?
